Barış ve diyalog ilkeleri: Çatışmaların çözümünde bir çerçeve
Irak Kürdistan Bölgesi Başkanlığı Divan Başkanı ve aynı zamanda Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) Merkez Komitesi üyesi olan Dr. Nuri Osman, bugün Erbil’de düzenlenen “Irak: Çatışmaların çözümünde barış ve diyalog ilkeleri” başlıklı Diyalog Çemberi oturumunda stratejik görüş ve önerilerini sundu. Açıklamaları şöyle:
Öncelikle bu forumu düzenleyen KDP Kültür ve Medya Dairesi’ne ve bu seçkin topluluğu bir araya getirdiği için teşekkürlerimi sunuyorum. Irak’ı ve ülkedeki sorunların çözümü için şeffaf ve yapıcı bir çerçevede barış ve diyaloğun geliştirilmesi gerekliliğini ele almamız son derece önemlidir. Çünkü bu, hepimizin ortak meselesidir.
Anlaşmazlığın kökleri: Anayasanın farklı yorumlanması
En başta vurgulamak isterim ki, bizimle Bağdat arasındaki görüş ayrılığının temel nedeni, hukuki ya da idari teknik ayrıntılardan önce, yönetim anlayışına ilişkin temel siyasi bakış açıları ve paradigmalarından kaynaklanmaktadır. Kürdistan Bölgesi deneyimi, eski rejim kurumlarının çekilmesinden sonra 1991’den itibaren kendi kendine yetebilen hukuki ve idari bir yapının kurulmasına dayanmaktadır.
Bu süreç boyunca ulusal kurumlarımızı, resmi diplomatik ilişkilerimizi ve Peşmerge güçlerimizi koruduk. Uluslararası heyetler sürekli olarak bizimle meşru bir siyasi yapı olarak ilişki kurdu; yönetim kültürümüzü belirleyen siyasi anlayış budur.
Bugün Bağdat’ta karar alma mekanizmasının zirvesinde bulunan birçok lider, geçmişte bizim yol arkadaşlarımız ve Kürdistan Bölgesi’nin misafirleriydi; bu yapının koruması altında sığınmışlardı. İnsani ve ulusal açıdan sadık müttefikler olarak kaldık ve ortak iş birliği geçmişimizi paylaştık. Bu isimlerin birçoğu hâlâ kamu hayatında yer almakta ve o dönemi saygıyla hatırlamaktadır; bazıları ise artık hayatta değildir.
Günümüzdeki sorun ise Bağdat’ta ortaya çıkan yeni siyasi nesilden kaynaklanmaktadır; bu nesil ortak mücadele geçmişinin bağlamını bilmemektedir. Bu nesil, katı merkeziyetçiliğe belirgin bir eğilim göstermektedir. 2003 sonrası Bağdat’taki idari yapı değişmiş olsa da merkeziyetçi zihniyet hâkimiyetini sürdürmektedir. Bazı siyasi gruplar için 2005 Anayasası’nın kabulü, belki de dönemin geçici bir zorunluluğu olarak görülmüş, kalıcı ve derin bir federalizm taahhüdü olarak benimsenmemiştir. Çünkü gelecekte Irak devletinde mutlak gücü ellerinde bulunduracaklarını öngörmemişlerdi.
Güç dengelerinin değişimi ve parlamenter çoğunluk anlayışı
2012’de ABD güçlerinin çekilmesinin ardından Irak’taki güç dengesi ve siyasi anlayış önemli ölçüde değişti; bu durum Şii grupların güç konsolidasyonuna yol açtı. Bu süreç, Anayasa’nın “seçici biçimde yorumlanması” ve “parlamenter çoğunluk mantığına” dayanılması sonucunu doğurdu.
Buna göre anayasal hükümler yalnızca merkezi çıkarları desteklediğinde uygulanırken, Kürdistan Bölgesi’nin anayasal hakları sistematik biçimde göz ardı edilmektedir. Güçlü bir demokraside, toplumu oluşturan bileşenlerin haklarının korunması temel bir ilkedir; ancak bugünkü Irak’ta bu anlayışın ciddi şekilde güçlendirilmesi gerekmektedir.
Bugün Anayasa’nın uygulanmasını talep ettiğimizde, Bağdat sıklıkla eski yasalara başvurmaktadır. Bu yasalar Abdulkerim Kasım döneminden Saddam Hüseyin dönemine kadar uzanan eski dönemlerin kalıntılarıdır ve hatta feshedilmiş Devrim Komuta Konseyi kararlarını bile içermektedir. Oysa yönetimimizin temelini, birlikte hazırladığımız modern Anayasa oluşturmalıdır; bu belge ortaklık, denge ve uzlaşı ilkelerine dayanmaktadır. Ancak bu ilkeler giderek marjinalleştirilmektedir.
Merkeziyetçiliğe karşı stratejik ortaklık
İki farklı yaklaşım arasında derin bir uçurum bulunmaktadır: Kürt tarafı gerçek federalizm ve barış içinde bir arada yaşamayı savunurken, Bağdat merkezi otoriteyi güçlendirmeye çalışmaktadır. Bu ayrılığı gidermek için her iki tarafın ortak çıkarlarını koruyacak ortak bir anlayış temelinde üçüncü bir yol bulunmalıdır.
Tarihsel ilişkiler açısından açıkça ifade edilmelidir ki Kürtler, zulüm ve adaletsizliğe karşı ortak mücadele geçmişi nedeniyle ulusal Şii güçlerin en önemli müttefikleri olmuştur. Tarih boyunca Kürtlerin itirazı yalnızca farklı etnik ve dini topluluklara tek bir kimlik dayatmaya çalışan aşırı milliyetçi ve şoven ideolojilere yönelik olmuştur.
Kurumsal sorumluluk ve diplomatik diyalog
Samimiyet gereği kendi kurumsal eksikliklerimizi de ele almalıyız. 2005-2012 yılları arasında Kürt pozisyonunun Bağdat’ta en güçlü ve en birleşik olduğu dönemde, Federal Konsey gibi kritik anayasal kurumların oluşturulması konusunda daha proaktif olmalıydık. Görece istikrarlı olan o dönemde bunun aciliyeti yeterince anlaşılmadı; bugün ise bu hukuki boşluklar haklarımıza karşı kullanılmaktadır. Bu sorunlarla modern ve birleşik bir ulusal söylemle yüzleşmek zorundayız.
Kürdistan Bölgesi Başkanı’nın son Bağdat ziyaretinde, Koordinasyon Çerçevesi partilerine mesajımızı açık ve diplomatik bir şekilde ilettik. Resmî devlet kurumları dışında faaliyet gösteren silahlı grupların Irak’ın gelecekteki istikrarı için doğrudan tehdit oluşturduğunu vurguladık.
“Direniş” adı altında faaliyet gösteren gruplar konusunda şu temel soruyu sorduk: “Yabancı savaş güçleri çekilmişken, bu yapıların silahlı kalması ve seferberliğinin sürdürülmesi için hangi hukuki ya da ulusal gerekçe vardır?”
Ayrıca Irak Kürdistan Bölgesi’nin sürekli olarak dış ve iç saldırıların hedefi olmasının kabul edilemez olduğunu belirttik. Basra’daki geçmiş olaylar örnek gösterilerek tehditlerin küçümsenmeye çalışılması üzerine, bunun Bölge’nin karşı karşıya olduğu güvenlik sorunlarının ciddiyetini azaltmadığını ifade ettik. Ortaklarımıza açıkça şunu söyledik: “Bu saldırılar yalnızca Bölge için değil, Irak Federal Cumhuriyeti’nin bütünlüğü için de tehdittir.”
Vatandaşlık bağlılığı ve federasyonun geleceği
Kürt halkının “Irak’a bağlılığını” sorgulamak yanlış bir yaklaşımdır. Bağdat’a mesajımız nettir: “Biz Federal Irak olarak tanımlanan ortak bir coğrafyayı paylaşıyoruz. Temel amaç barış içinde bir arada yaşamak ve karşılıklı yükümlülükleri yerine getirmektir; birbirimizin vicdanını sorgulamak değil.” Bu tür sorgulamalar yalnızca uyum ihtimalini zayıflatmaktadır. Ortak geleceğimizi eşitlik ve karşılıklı saygı temelinde inşa etmeliyiz.
Tarih göstermiştir ki Kürdistan halkı varoluşsal tehditler karşısında dağları kadar dirençlidir. Enfal kampanyası ve kimyasal saldırıların dehşetini yaşamasına rağmen teslim olmamış, derin ve sarsılmaz köklere sahip olmuştur.
İleriye dönük tek gerçekçi yol yapıcı diyalogdur. Neyse ki Bağdat’ta hâlâ Kürdistan Bölgesi’nin siyasi denklemden çıkarılamayacağını anlayan ileri görüşlü liderler bulunmaktadır. Ayrıca Anayasa’nın köklü biçimde değiştirilmesinin hukuken mümkün olmadığını, mevcut mekanizmaların anayasal metinlerin keyfi biçimde değiştirilmesini engellediğini de bilmektedirler.
Bugünkü Anayasa tarihi bir ortaklığın ürünüdür. Kürtlerin desteği olmadan bu belge meşruiyet kazanamazdı. Bugün iktidarda bulunan birçok kişi, bu maddelerin hazırlanmasında bizim ortağımızdı. Ancak günümüzde mezhepçi çoğunluk anlayışına yönelen yasama eğilimi, çok etnikli ve çok dinli bir devlet olarak Irak’ın egemen çıkarlarını yansıtmamaktadır.
Sonuç: Gerçek ortaklığa giden yol
Bağdat’taki görüşmelerimiz sırasında açık bir ortaklık önerdik: “Biz sizin yönetiminizin rakibi değiliz; aksine destek sütunlarından biriyiz.”
Kürdistan Bölgesi’nin toplumsal yapısı (Sünni Kürtler, Feyli Şiileri, Ezidiler, Türkmenler, çeşitli Hristiyan toplulukları ve diğerleri) bir arada yaşamanın örneğini oluşturmaktadır.
Bütçe, memur maaşları ve Peşmerge haklarıyla ilgili teknik sorunlar, yeterli siyasi irade olduğu takdirde hızlıca çözülebilir.
Sayın Hadi el-Amiri’ye açıkça şunu hatırlattım: “2005’ten bu yana Peşmerge anayasal olarak Irak savunma sisteminin bir parçası olarak tanınmaktadır. Buna rağmen Bağdat, onların maaşları ve teçhizatı için gerekli finansmanı sürekli sağlamamış ve mali yükü tamamen Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin omuzlarına bırakmıştır.”
Komuta yapısı konusunda ise Anayasa son derece açıktır: Bölge Başkanı kendi sınırlarımız içinde komuta yetkisine sahiptir; genel ulusal durumlarda ise güçler federal başkomutana bağlıdır. Anayasa’ya seçici biçimde bağlı kalmak devletin geleceğini zayıflatmaktadır.
Hedefimiz göstermelik değil, devlet yönetiminde gerçek ve dengeli bir ortaklıktır. 2003’teki entegrasyonumuz uzlaşı temelinde gönüllü bir adımdı. Bu temeller zedelendiğinde, 2017 referandumu anayasal sapmalara karşı doğal bir tepki olarak ortaya çıktı.
Bugün uluslararası ortaklarla birlikte Peşmerge’yi güçlü bir ulusal kurum hâline getirmek için çalışırken, nihai çözüm açıktır: Anayasa’ya kapsamlı biçimde geri dönmek ve gerçek ortaklık ilkelerini koşulsuz kabul etmek.
Cevirme: alhiwar sitesı – türkce bölümü