CHP’de salı günü grup toplantısını kim yapacak? TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş tartışmaya noktayı koydu
TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Finlandiya ve İsveç ziyareti dönüşünde gazetecilerin CHP'deki grup toplantısı tartışmalarıyla ilgili sorusuna "CHP Meclis Grup Başkanvekillerinin imzasıyla Grup Başkanı olarak geçen hafta Sayın Özel grup toplantısı yaptı. Aynı şekilde önümüzdeki yasal mevzuat çok açıktır ki CHP'nin Genel Başkanı ya da herhangi bir partinin genel başkanı da kendi partisinin grup toplantısında konuşma yapabilir, bunu önleyecek hiçbir madde yok" yanıtını verdi.
Kurtulmuş, "Meclis Başkanlığı açısından konu dün de açıktı, bugün de açıktır. Çok az sayıda da olsa bazı siyasi yorumcular, Meclis Başkanlığını bu konunun tarafı yapmaya kalkmasınlar. Bu meselenin çözüm yeri CHP'nin kurumsal kimliğidir" dedi.
TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un açıklaması şu şekilde;
Finlandiya ve İsveç, özellikle NATO süreçlerinde birtakım gerilimlerin olduğu ülkelerdi. NATO'ya girdikten sonra her iki ülke açısından da Türkiye ile ilişkilerinde yeni bir dönem başladı. Hakikaten Türkiye'nin önemi artıyor. Avrupa Birliği'nin etkisizleşmesi ve Avrupa’nın güvenliği bakımından NATO’nun yetersiz kalması, özellikle Rusya'ya komşu olan ülkelerde ciddi bir güvenlik ihtiyacı ortaya çıkartıyor. Güvenliği sadece askerî açıdan değil ekonomik ve siyasi güvenlik olarak da görüyorlar. Bu alanlarda Türkiye'nin önemi daha da artıyor. İnşallah bu toplantıların bu bakımdan da faydası oldu.
Havaalanından itibaren üst düzey bir ağırlama ve karşılama vardı. Hem Finlandiya hem de İsveç’te çok ilgi gösterdiler. Finlandiya'da Cumhurbaşkanı Sayın Alexander Stubb ile İsveç’te de Kral Carl XVI. Gustaf ile görüşmemiz, her iki ülkenin de Türkiye'ye verdikleri önemin açık göstergeleridir. Her iki görüşme de oldukça verimli geçti.
Helsinki’de Finlandiya Parlamentosu Başkanı Sayın Jussi Halla-Aho ile Stokholm’de İsveç Parlamentosu Başkanı Sayın Andreas Norlen ile yaptığımız baş başa ve heyetler arası görüşmelerde görüşlerimizi ifade ettik. Ziyaretlerimizi başarılı bir şekilde tamamladık. Her iki ülkenin meclis başkanı da 28-29 Haziran’da İstanbul’da düzenlenecek NATO Parlamenter Zirvesi’ne katılıyorlar. Bizim açımızdan son derece verimli ve faydalı bir ziyaret oldu.
SORU: NATO ülkelerinin tamamının meclis başkanları geliyor mu?
Şu ana kadar hepsi teyit etmedi ama 20'nin üzerinde meclis başkanı katılacağını bildirdi. Daha vakit var, muhtemelen son ana doğru katılacak meclis başkanı sayısı artacaktır.
SORU: İsveç Kralı Carl XVI. Gustaf ile nasıl bir görüşmeniz oldu?
Çok samimi bir görüşme gerçekleştirdik. Yaklaşık 40 dakika sürdü, bu da Türkiye’ye verdiği önemi gösteriyor. Hem ikili ilişkileri hem bölgesel konuları hem Avrupa’nın geleceğiyle ilgili konuları hem de dünyanın geleceğiyle ilgili konuları, özellikle Birleşmiş Milletlerin fonksiyonsuz hale gelmesi gibi başlıkları değerlendirdik. Büyük oranda müşterek fikirlere sahip olduğumuzu gördüm. İyi bir görüşme oldu.
SORU: Türkiye’nin etrafında ve küresel ölçekte yaşanan krizleri onlar da derinden hissediyor mu? Bu konuda neler gözlemlediniz?
Bu konu İsveç Uluslararası İlişkiler Enstitüsündeki yuvarlak masa toplantısının soru cevap kısmında gündeme geldi. Türkiye, şu anda dünyayı yakından ilgilendiren hangi küresel sorun varsa hepsinin fiziki, fikri ve siyasi olarak tam ortasında yer alıyor. Dolayısıyla Türkiye, bu sorunların hiçbirine uzak duramaz, bigâne kalamaz. Bu nedenle sorunların hepsiyle ilgili Türkiye'nin ne düşündüğünü öğrenmek istiyorlar.
Mesela Suriye'nin yeniden yapılanmasında Türkiye ne düşünüyor? Suriye'de ne oluyor, hangi denge nasıl oluşuyor, Türkiye bu kadar farklı dengeleri nasıl bir arada tutuyor, bunların hepsini merak ediyorlar. Mesela Azerbaycan-Ermenistan-Türkiye arasındaki ilişkiler nasıl şekillenecek? Orada bir şeyler oluyor ve doğrudan Türkiye'yi ilgilendiriyor.
Rusya-Ukrayna savaşı Türkiye'yi zaten başından beri ilgilendiriyor. Doğu Akdeniz'deki gelişmeler de aynı şekilde ilgi alanımızda. Bu bölgelerin hepsiyle ilgili Türkiye'nin bir tutumu, kararlığı var ve millî bir perspektifle yönetmek durumunda olduğu dış politika ilişkileri var.
Amerika-İsrail/İran savaşında da aynı durum söz konusu. Zaten Filistin meselesi konusunda bir kere daha gördük ki, Filistin davasının en önemli savunucusu Türkiye. Herkes bu durumu kabul ediyor ve Filistin'in geleceği konusunda ne düşündüğümüzü de takip ediyorlar. Bunlar tabii ki çok değerli şeyler.
Artık öyle bir noktaya geldik ki hele hele Türkiye için dış politika sadece belli kurumlar aracılığıyla yapılacak bir iş değil. Bu arada parlamenter diplomasi de bu sebeple çok öne çıkıyor; daha da öne çıkacak. Parlamenter diplomasinin ağırlığını daha fazla artıracağız. Çünkü bu çalışmalar Türkiye için millî bir vazife hatta zorunluluk.
SORU: Finlandiya Cumhurbaşkanının açıklamalarını gördünüz mü? Şöyle bir ifade kullanıyor. “Türkiye'ye AB yolu açılmalı. AB üye sayısı 40'a çıkmalı. Listede Türkiye'de olmalı. Güvenlik açısından olabildiğince Türkiye'ye yakın olmalıyız.” Bir konferansta bu ifadeleri kullandı. Sizinle görüşmeden sonra yaptı bu açıklamayı. İçeride bu konuda neler söyledi acaba?
Sayın Stubb, Sayın Cumhurbaşkanımızın davetlisi olarak daha evvel Türkiye'ye gelmişti. Hakikaten oldukça entelektüel, siyasetçi kimliğinin dışında dünyadaki küresel gelişmeleri çok yakın takip eden ve sadece takip eden değil, yönlendirici fikirler üretebilen birisi. Ankara'daki görüşmemizde de çok samimi bir hava vardı. Hatta Ankara’dan uğurlarken dedi ki “Bu görüşmenin devamını mutlaka Helsinki’de yapmamız lazım.” Bu bakımdan Helsinki’deki görüşmemiz Ankara’daki görüşmemizin devamı oldu.
Herkese olduğu gibi Batılı siyasetçilere de açık ve net konuşmanın çok önemli olduğunu düşünüyorum. Tüm görüşmelerimizde sadece diplomatik, karşılıklı gönül alma şeklinde cümleler değil, ne düşündüğümüzü çok açık ifade ediyoruz. Her iki ülkedeki toplantılarda da şunu dile getirdim. Avrupa bakımından yeni bir durum söz konusu. 2014'te Rusya'nın Kırım'ı ilhakıyla birlikte Avrupa Birliği’nin hiçbir şey yapamadığını, reaksiyon gösteremediğini; NATO'nun da yeterince bir tepki veremediğini gördük. Bu tarih Avrupa'nın genel olarak güvenliği konusunda en önemli tereddütlerin başladığı tarihtir. O günden bu yana endişeler derinleşerek devam ediyor.
Trump'ın ikinci dönemine başlamasıyla birlikte Avrupa ile Amerika arasında, Avrupa'nın güvenliği konusunda ciddi ihtilafların ortaya çıktığı aşikâr. Dolayısıyla yeni perspektiflere ihtiyaç var. Aynı tezleri tekrarlamanın bir anlamı yok. Bunları çok net şekilde, açıklıkla söylüyoruz. Burada Avrupa'nın “Biz bize yeteriz” deme lüksü kalmamıştır. Avrupa'nın içine kapanma lüksü de kalmamıştır.
Avrupa içerisindeki bütün ırkçılık, İslam karşıtlığı, yabancı düşmanlığı gibi Avrupa siyasetini rotasından çıkaran gelişmelere rağmen AB mutlaka genişleyerek kendisini korumak mecburiyetindedir. Genişlemeyi düşündükleri zaman ilk görecekleri yer Türkiye'dir. Finlandiya'da Cumhurbaşkanı Sayın Stubb’ın bunu da açıklıkla kabul ettiğini ve etrafına anlatmaya başladığını da gördüm.
SORU: Ukrayna konusunda özellikle Trump’ın tavrı Avrupa'da güvensizlik yaratıyor duygusu oluştu mu görüşmelerde?
ABD-AB ilişkilerine dair görüşlerime hiç kimse “Hayır, öyle değil” demedi. “Trump'ın özellikle ikinci döneminde Avrupa ile Amerika arasındaki görüş ayrılıkları NATO'yu da etkisizleştiriyor” cümlesini bilerek kullandım.