Tarihten Bir Uyarı: Artan Gerilimler Zamanında Mustafa Barzani’nin Ölümsüz Vizyonu

Yazan: Dr. Sirvan Abdülkerim Ali

Feb 3, 2026 - 14:47
Tarihten Bir Uyarı: Artan Gerilimler Zamanında Mustafa Barzani’nin Ölümsüz Vizyonu

Konuşma, temel bir noktadan başlar: liderliğin tanımı. Barzani’nin ölümsüz vizyonunda lider, ayrıcalık sahibi biri değil, ağır bir sorumluluk yüklenen kişidir. İktidar doğal bir hak ya da bir ödül değil; kişisel çıkarların kamu yararı uğruna feda edilmesini gerektiren bir görevdir. Bu fikir teoride açık görünse de, özellikle kayırmacılığın ve yolsuzluğun egemen olduğu ortamlarda pratikte nadiren uygulanır. Bugün Araplar ile Kürtler arasındaki gerilimlerin artmasıyla birlikte, birçok insan siyasetin artık adaleti sağlama aracı değil, zulmü yeniden dağıtma aracı hâline geldiğini hissediyor. Devlet bir seçkinler grubuna indirgendikçe, toplumlar korunma arayışıyla dar kimliklerine çekilmeye başlar. Barzani’nin ölümsüz konuşması bize krizin kaynağının etnik çoğulculuk değil, elitlerin ahlaki görevlerini yerine getirmekteki başarısızlığı olduğunu hatırlatır.

Bu konuşmanın en ayırt edici yönlerinden biri, eleştiriye yaklaşımıdır. Barzani, kişilere saldırmaz, ihtilafı hesaplaşmaya dönüştürmez; davranışların ve politikaların eleştirilmesini savunur ve kendisini de hesap verebilirlik çemberinin içine koyar. Bu ruh bugün büyük ölçüde yok olmuştur; zira her türlü eleştiri bir tehdit ya da ihanet olarak algılanmaktadır. Gergin bir ortamda eleştiri iki kat sorumluluk taşır: ya bir reform aracıdır ya da tırmanmayı körükleyen bir yakıttır. Konuşma, karşı tarafı küçük düşürmeyi değil, yönü düzeltmeyi amaçlayan bir eleştiriyi savunur. Barzani, herhangi bir siyasi ya da devrimci hareketin örgütlenme, kurumlar ve disiplin olmadan başarıya ulaşamayacağını vurgular. Bu dar bir parti çağrısı değil, derin bir siyasi vizyondur: Devlet duygularla değil, anlaşmazlığı yönetebilecek yasalar ve yapılarla inşa edilir.

Mevcut gerilimler bağlamında, kurumsal zayıflığın yerine sıklıkla milliyetçi söylem ikame edilir. Oysa tarihsel deneyim, kurumların yokluğunun yalnızca korkuları büyüttüğünü ve kimliği bir çatışma aracına dönüştürdüğünü gösterir. Yasalar zayıfladıkça, fanatizm güçlenir. Konuşmanın en etkileyici bölümlerinden biri, sıradan insana odaklanmasıdır: çiftçi, çoban, tüccar, kadın, çocuk. Barzani, insanların gönüllerinin kırılmasına, aşağılanmasına ya da basit de olsa mallarının alınmasına karşı uyarıda bulunur. Bunlar tali ayrıntılar değil, siyasetin özüdür. Gerginlik zamanlarında rejimler söylemleriyle değil, günlük pratikleriyle sınanır: Vatandaş resmî dairede nasıl muamele görüyor? Sokakta nasıl? Medya söyleminde nasıl temsil ediliyor? Küçük bir hakaret büyük bir yarılma yaratabilir; basit bir haksızlık genel bir öfkeye dönüşebilir. Meşruiyet zorla dayatılmaz, saygıyla inşa edilir.

Konuşma merkezi bir fikir ortaya koyar: Halkın güveni olmadan hiçbir güç ayakta kalamaz. En güçlü otorite bile, çoğunluk kendisini dışlanmış ya da aşağılanmış hissettiğinde çöker. Buna karşılık, devletin kendisini koruduğuna inanan bir toplum yenilmez. Bu düşünce bugün son derece önemlidir. Medyada ya da siyasette düşmanca söylemin tırmandırılması güvenliği artırmaz, aksine onu aşındırır. İnsanlar devletin kendilerini temsil etmediğini hissettiklerinde, her anlaşmazlık varoluşsal bir tehdide dönüşür.

Barzani, etnik temelli savaşı reddeder ve çatışmanın halklar olarak Araplar ile Kürtler arasında olmadığını vurgular. Ancak aynı zamanda zulmü meşrulaştırmak için kullanılan göstermelik kardeşlik anlayışını da reddeder. Ona göre kardeşlik ancak adalet, katılım ve eşit onur temelinde mümkündür. Bu, bugünün gerçekliğinde son derece hassas bir noktadır. Yapısal bozukluklar giderilmeden yapılan birlik çağrıları yalnızca daha fazla gerilim üretir. Bir taraftan sürekli sabır göstermesi, diğer taraftan da sürekli egemen olması beklenemez. Denge ve adalet, her türlü istikrarlı birlikte yaşamın temelidir.

Konuşma, silahın değil hukukun hüküm sürdüğü; zorlamayla değil hesap verebilirlikle yönetilen adil ve demokratik bir devlet çağrısıyla sona erer. Bu vizyon pratiktir. Çok kültürlü toplumlarda devlet, bir grubun diğerine karşı kullandığı bir araç değil, tarafsız bir hakem olmalıdır. Modern devlet deneyimleri, vatandaşları ayrımcılıktan koruyan ve yargı önünde eşitliği garanti altına alan yasaların, anlaşmazlıkların tırmandığı anlarda bir güvenlik supabı olduğunu göstermektedir. Vatandaş hukukun kendisini koruduğunu hissettiğinde, komşusuna karşı etnik kimliğine sığınma ihtiyacı duymaz.

Çünkü olabilecek en tehlikeli şey, gerilimin siyasetten topluma taşmasıdır. Komşunun düşmana, kelimenin silaha, kimliğin suçlamaya dönüştüğü noktada, tehlike eşiği aşılmış demektir. Barzani’nin ölümsüz konuşması, haklardan vazgeçmeye değil, onları akılcı biçimde yönetmeye çağrıdır. Unutmaya değil, hafızayı nefreti besleyen bir yakıta dönüştürmemeye davettir. Tarih burada övünmek için değil, uyarmak için hatırlatılır. Tırmanma kaçınılmaz bir kader değildir; bir tercih sonucudur. Aynı şekilde sakinleşme, adalet ve güven inşası da tercihtir. Tarih, bilinçle okunduğunda, herkes için maliyeti en düşük yolu seçmemize yardımcı olur.

Çevirme: El Hiwar Sitesi – Türkçe Bölümü