Neçirvan Barzani: Kriz yönetiminde Irak ve Kürt köklülüğünü birleştiren lider
Kasım Muhsin Şefik el-Hazali Zeyn el-Abidin el-Avadi Gözetim ve redaksiyon: Dr. Hoşyar Muzaffer Ali Emin (Kriz Yönetimi Grubu)
Siyasi hayata adım attığından bu yana Neçirvan Barzani, dar tarihsel sınırlar içinde bir ulusal davayı pazarlamaya çalışan geleneksel bir Kürt lideri olarak ortaya çıkmadı. Aksine, siyasi varlığı Irak’ın modern tecrübesiyle iç içe geçmiş daha karmaşık bir süreç içinde şekillendi. Uzun bir mücadele hafızasına sahip Iraklı-Kürt bir çevrede yetişti; ancak bu çevre aynı zamanda Irak’ın köklü tarihsel dokusunun ve dönüşümlerinin organik bir parçasıydı. Bu durum daha sonra siyasi söylemine de yansıdı ve Kürt kimliği ile Irak ulusal aidiyeti arasında “Iraklılık temelinde Iraklılık” ilişkisini kurmaya yöneldi.
Bu erken oluşum, kişiliğine çok boyutlu bir nitelik kazandırdı. Temsil ettiği köklülük yalnızca Barzani ailesinin ve Kürt hareketinin (özellikle Kürdistan Demokrat Partisi’nin) mirasıyla sınırlı değildi; aynı zamanda çok kimlikli Irak toplumunun karmaşıklığını derinlemesine kavramayı da içeriyordu. Kürdistan’ı Irak’ın tarihsel köklerinden biri olarak gördü; coğrafi bir istisna olarak değil. Bu nedenle bölgeyi devletin dışında bir yapı olarak tanımlamaya çalışmadı; aksine devlet içinde dengeyi yeniden kurabilecek bir yönetim modeli olarak sundu. Bu yaklaşım zamanla hem içeride hem dışarıda artan bir kabul gördü.
2003 sonrası Irak yeniden yapılanma sürecine girerken, dünyaya çatışma diliyle değil devlet diliyle hitap edebilecek liderlere ihtiyaç duyuldu. Bu noktada Neçirvan Barzani, üstlendiği görevler boyunca farklı bir liderlik tarzı inşa etmeye başladı. Kürdistan Bölgesi’nde kurumsal istikrarı güçlendirmeye odaklanırken, Bağdat ile de pratik ilişkileri korudu. Kürtlerin geleceğinin kopuşla değil, sabır ve uzun soluklu müzakere gerektiren karmaşık bir ortaklıkla mümkün olacağını biliyordu. En hassas gerilim dönemlerinde bile sakinliği ve tırmanmadan kaçınması, Irak’ta ardı ardına gelen hükümetler tarafından da kabul gördü.
Yürütme deneyimi arttıkça, stratejisi onu siyasi, diplomatik, entelektüel ve ekonomik bir çekim alanına dönüştürdü. Bu dönüşüm medya kampanyalarından çok, Irak ve Kürt istikrarını başlı başına bir siyasi değer olarak sunan bir anlayışın ürünüydü. Ortadoğu çatışmalarından yorulan dünya, Kürdistan’a güvenilebilecek bir bölge olarak bakmaya başladı. Bu bağlamda Neçirvan Barzani’nin adı, slogan ve hamasi söylemlerden ziyade krizleri gerçekçi biçimde yönetme fikriyle anılmaya başlandı.
Irak Kürtlerini dünyaya tanıtmanın, uluslararası bilinçteki “Kürt” imajını değiştirmekten geçtiğini erken dönemde kavradı. Dağ savaşlarıyla özdeşleşmiş savaşçı imajı yerine; ekonomiyi yönetebilen, yatırımları çekebilen ve geniş bir dini ve etnik çeşitliliği koruyabilen bir yönetici modeli sundu. Bu dönüşüm yıllar süren sakin diplomatik çabaların sonucuydu. Etkili başkentlerle doğrudan iletişim kurarak Irak’ı ve onun parçası olan Kürdistan Bölgesi’ni insani yardıma muhtaç bir dosya olarak değil, bölgesel istikrarın ortağı olarak tanıttı. Bu yaklaşımda Irak ve Kürdistan’ı birlikte tanımladı ve birlikte anlattı.
Bu yöntem, Irak çevresindeki krizlere yaklaşımında da açıkça görüldü. Örneğin Suriye sahasında Beşşar Esad sonrası karmaşanın artması ve Suriye hükümeti ile Suriye Demokratik Güçleri arasındaki gerilimin yükselmesiyle birlikte, Kürt bölgelerinin açık bir çatışmaya sürüklenmesini engellemeye yönelik adımlar attı. Çok kimlikli toplumlarda iç savaşların coğrafi sınırları aşan uzun etkiler bıraktığına dair tarihsel bir bilinçle; siyasi, diplomatik ve uluslararası kanallar aracılığıyla diyaloğu teşvik etti ve askeri tempoyu dengelemeye çalıştı. Sivil istikrarın korunmasını tüm önceliklerin üstünde tuttu.
Aynı şekilde, Türkiye’deki silahlı Kürt hareketi içindeki dönüşümlere yönelik teşviklerde de rol oynadı. Abdullah Öcalan’ın silahlı mücadelenin yeniden değerlendirilmesine ilişkin çağrılarıyla birlikte, sakin diplomasisi siyasi zemine geçişi teşvik eden bir atmosfer oluşturdu. Kürt meselesinin uluslararası meşruiyetinin, kalıcı çatışma hareketi olmaktan ziyade müzakereye açık sivil-siyasi bir projeye dönüşebilme kapasitesine bağlı olduğu görüşünü benimsedi. Bu yaklaşım, askeri söylemin tonunun düşmesine ve yeni siyasi tartışma kanallarının açılmasına yansıdı.
Uluslararası görünürlüğünün artmasıyla birlikte 2026 Münih Güvenlik Konferansı’na katılımı, önceki katılımlarının devamı olarak ileri bir aşamayı temsil etti. Bu katılım, dar anlamda bir Irak temsilinden ibaret değildi; Iraklı bir siyasi aktör olarak Irak’ın ve Ortadoğu güvenliğinin geleceğine dair bütüncül bir vizyon sundu. Bölgesel istikrar ile mevcut devletler içinde ulusal bileşenlerin haklarının tanınması arasında doğrudan bağ kurdu ve bu hakların ihmal edilmesinin krizlerin kronik kaynağı olduğunu vurguladı. Bu yaklaşım, çeşitliliği yönetme konusunda nispeten başarılı bir yönetim deneyiminden geldiği için ilgi gördü.
Söylemini ayırt eden en önemli unsur, dünyaya Kürtleri tanıtırken Irak’ı ondan ayrı tutmamasıydı. Kürdistan Bölgesi’ni çoğulculuğu içerebilen bir Irak modeli olarak sundu. Böylece Kürt meselesi krizler dosyası olmaktan çıkıp, Irak devletinin geleceği ve kriz yönetimi üzerine daha geniş bir tartışmanın parçası haline geldi. Bu dönüşüm, siyasi sürece daha geniş bir Iraklı-ulusal boyut kazandırdı ve krizlere rağmen kaygıların azalmasına katkı sağladı.
Siyasi kariyeri boyunca Iraklı ve Kürt aidiyetleri arasında hassas bir denge kurdu. Ne Irak kimliğinden ne de Kürt ulusal kimliğinden vazgeçti; bunları bir çatışma aracına dönüştürmedi. Aynı zamanda genel ulusal söylem içinde eriyerek halkının özgünlüğünü de kaybetmedi. Çeşitliliği devlet için bir güç kaynağı olarak gören bir siyasi formül sundu. Bu vizyon, onu istikrar arayan iç aktörlerden, kendisini bir kriz yöneticisi olarak gören bölge ülkelerine kadar farklı çevrelerde kabul edilebilir kıldı.
Deneyimi daha geniş bir analitik çerçevede değerlendirildiğinde, yükselişinin geçici bir bölgesel konjonktürün sonucu değil; uzun bir siyasi, toplumsal, kültürel, idari ve diplomatik birikimin ürünü olduğu görülür.
Bu tecrübenin en önemli kazanımlarından biri, Iraklı Kürt imajının dünyada yeniden tanımlanmasıdır. Artık sürekli bir çatışmanın marjinal tarafı olarak değil; istikrar inşasının ortağı ve derin köklere sahip Irak medeniyetinin bir parçası olarak görülmektedir. Neçirvan Barzani bu süreçte Irak köklülüğü ile Kürt kimliğini tek bir siyasi anlatı içinde birleştirmeyi başarmıştır: Kürtleri, Irak’ın eski, modern ve çağdaş tarihinde kurucu bir unsur olarak sunan bir anlatı.
Bu anlamda deneyimi, yanlış anlama döneminden anlama dönemine; suçlama mantığından meşruiyet mantığına; tanınma arayışından uluslararası karar alma süreçlerine katılım aşamasına geçiş olarak görülebilir. Bu dönüşüm yalnızca bireysel bir figürle değil, Iraklı-Kürt siyasetin gelişimindeki bir aşamayla ilgilidir. Irak ve Kürdistan’ı dünyaya, Ortadoğu kimlikleri arasında bir temas hattı değil; iki kimlik arasında köprü olarak sunan bir aşamadır. Irak’ın köklü tarihi ile Kürt ulusal hedeflerinin, sürdürülebilir federal bir Irak siyasi formülü içinde buluşmasıdır.
Neçirvan Barzani’yi defalarca tanımladığımız gibi bir kriz yöneticisi yapan da budur: Aynı anda hem Iraklı hem Kürt bir karakter taşıması. Kendi ifadesiyle:
“Kendimiz için mutluluğu nasıl istiyorsak, başkaları için de aynısını isteriz; özellikle de Irak halkı için.”
Çeviri: El-Hiwar Sitesi – Türkçe Bölümü