Yüzleşme Anı

Funda Yılmaz

Jul 19, 2026 - 08:14
Yüzleşme Anı

İlişkilerde kimin sürekli anlayış gösterdiği, kararları verdiği ve kimin kendini açıklamak zorunda kaldığı daha görünür hale gelir. İş hayatında emeğin karşılığının verilip verilmediği, yetkinin kimde olduğu ve kuralların herkese aynı uygulanıp uygulanmadığı sorgulanır. Ailede ise konu bir telefon, bir ödeme ya da görev paylaşımı gibi görünse de alttan alta “Neden her şey yine bana kaldı?” cümlesi çalışabilir.

Bu süreçte hepimizin içinde küçük bir kurul başkanı uyanabilir. Herkes yanlış yapıyor, sistemi yalnızca biz düzeltebiliriz, karar yetkisi de mümkünse hemen bize verilsin isteriz. Fakat haklı olmakla , her yöntemi kullanma hakkına sahip olmak aynı şey değildir. Bazen doğru bir talebi öyle sert savunuruz ki asıl mesele unutulur, geriye yalnızca güç mücadelesi kalır.

Yüzleşmenin en önemli kısmı karşı tarafla değil, kendimizle başlıyor. Gerçekten adalet mi istiyoruz, yoksa kontrolü kaybettiğimiz için mi rahatsız oluyoruz? Sorunun çözülmesini mi bekliyoruz, yoksa birilerinin sonunda bizim haklı olduğumuzu kabul etmesini mi? Bu soruların cevapları, yapacağımız konuşmanın tonunu tamamen değiştirir.

Her şeyi aynı anda düzeltmeye kalkmayalım. Hayatımızdaki tek bir düzensizliği seçelim. Bu, ilişkide sınır koymak, işte görev tanımını netleştirmek, ailede sorumlulukları paylaşmak ya da para konusunda açık bir düzen kurmak olabilir. Büyük konuşmalar yerine küçük ama uygulanabilir bir değişiklik yapalım. Çünkü sağlam dönüşüm, herkesin şaşkınlıkla bizi izlediği büyük sahnelerde değil, ertesi gün de devam eden yeni düzende anlaşılır.

Konuşurken geçmişin bütün arşivini masaya dökmek de gerekmiyor. “Sen zaten hep böylesin” cümlesi karşı tarafı savunmaya geçirir. Onun yerine neyin yaşandığını, bunun bizi nasıl etkilediğini ve bundan sonra ne istediğimizi açıkça söyleyelim. Üç cümle çoğu zaman yeterlidir. Sorun şu, bana etkisi bu, bundan sonra beklentim bu. Dördüncü cümlede aile tarihine geçtiysek toplantıyı biraz uzatmışız demektir.

Eski bir konu yeniden açıldığında “Yine mi aynı şey?” diye kızmak yerine, “Ben bu kez neyi farklı yapacağım?” diye bakalım. Çünkü bazı meseleler peşimizi bırakmadığı için değil, biz aynı yöntemle çözmeye çalıştığımız için geri gelir. Daha fazla susmak çözüm değilse konuşmak, daha fazla tartışmak işe yaramıyorsa sınır koymak, sınır da yetmiyorsa mesafe almak gerekir.

Bu dönemin bize anlatmak istediği çok açık. Her düzen sonsuza kadar sürmek zorunda değil. Ancak değişim, ortalığı dağıtmakla değil, artık neyi kabul etmeyeceğimizi bilmekle başlar. Dünyayı tek başımıza düzeltmek zorunda değiliz. Önce kendi hayatımızdaki bir odayı, bir ilişkiyi, bir kuralı düzeltmemiz yeterli.

Dönemin cümlesi

Haklı çıkmak için değil, daha doğru bir düzen kurmak için yüzleşiyorum.